ANA SAYFA

ATATÜRK

okul OKULUMUZ

kadro KADROMUZ

BÖLÜMLER

DERS PROGRAMI

takvim AKADEMİK TAKVİM

ders programı DERS NOTLARI

ETKİNLİKLER

GAZETEMİZ

YARARLI LİNKLER

REHBERLİK

iletişim DUYURULAR

 

HASPOLAT MESLEK LİSESİ'NİN WEB SİTESİNE HOŞ GELDİNİZ

YILLIK PLAN ÖRNEKLERİ -İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ-12.10.09

 

foto

 

 

Telefon: 0392 233 53 50

Belgeç: 0392 233 55 59

E-mektup: hml@mebnet.net

Adres : Haspolat-Lefkoşa

     
     
 

ata

 
     
     
     
 

logo

 
     
     
     
     
     
     
     

 

 

 

 

Etkili İletişim Önerileri

Dost Canlısı Olun

Eleştirmeyin, ayıplamayın, şikâyet etmeyin.

Karşınızdakini dürüstlük ve içtenlikle takdir edin.

Karşınızdaki kişide güçlü bir istek uyandırın.

Başkalarıyla içtenlikle ilgilenin.

Gülümseyin.

Kullanılan dil ne olursa olsun, kişi için en önemli ve kulağa en güzel gelen sözcük kendi adıdır.

İyi bir dinleyici olun. İnsanlara kendilerinden söz etmeleri için cesaret verin.

Karşınızdaki kişinin ilgilendiği konular hakkında konuşun.

Karşınızdaki kişiye önemli biri olduğunu duyumsatın ve bunu içtenlikle yapın.

Bir tartışmadan en iyi sonucu almanın tek yolu tartışmadan kaçınmaktır.

Başkalarının görüşlerine saygı duyun. Asla "yanılıyorsun" demeyin.

Eğer hatalıysanız bunu hemen içtenlikle kabul edin.

Her zaman dostça yaklaşın.

Konuşmanıza karşınızdaki kişiye "evet " dedirtecek biçimde başlayın.

Bırakın karşınızdaki kişi daha çok konuşsun.

Bırakın karşınızdaki kişi düşüncelerinin kendisinden çıktığını sansın.

Olayları karşınızdaki kişinin bakış açısından görmeye çalışın.

Karşınızdaki kişinin düşünce ve arzularına anlayış gösterin.

Her zaman kişilerin hassas oldukları, insanî konulara değinin.

Düşüncelerinizi canlandırın.

Zor olanı başarması için meydan okuyun.

Konuşmaya içten bir övgüyle başlayın.

İnsanlara hatalarını dolaylı yoldan gösterin.

Karşınızdakini eleştirmeden önce kendi hatalarınızdan söz edin.

Emir vermek yerine sorular sorun.

Karşınızdakinin gururunu korumasına izin verin.

En küçük gelişmeyi, başarıyı bile övün.

Kişiyi yaşam boyu taşıyıp korumak isteyeceği biçimde onurlandırın.

İnsanları yüreklendirin. Kusurların kolay düzeltilebilirmiş gibi görünmesini sağlayın.

İnsanların önerdiğiniz şeyi seve seve yerine getirmelerini sağlayın.

Endişenin Üstesinden Gelmenin Yolları

Güne odaklan, günü yaşa.

Sorunlarla başa çıkmak için:

Kendi kendinize sorun: "En kötü ne olabilir?"

En kötü durumu kabullenmek için kendinizi hazırlayın.

En kötü durumla ilgili gelişme kaydetmeye çalışın.

Endişenin sağlığınızla ödeyebileceğiniz yüksek bedelini kendinize anımsatın.

Endişeyi Çözümlemenin Adımları

Tüm gerçekleri toparlayın.

Tüm gerçekleri tarttıktan sonra karar verin.

Karara vardıktan sonra harekete geçin.

Aşağıdaki soruları yazıp, yanıtlayın:

Sorun nedir?

Sorunun nedenleri nelerdir?

Sorunun olası çözümleri nelerdir?

Olası çözümlerin en iyisi hangisidir?

Endişe Sizi Yenmeden Siz Endişeyi Yenin

Kendinizi meşgul edin.

Önemsiz şeyler için sızlanmayın.

Bir şeyin ne kadar endişelenmeye değebileceğine karar verin ve o konuda daha fazla kuruntu yapmayın.

Geçmiş hakkında endişelenmeyin.

Huzur Getirecek Tutum Takınmanın Yolları

Beyninizi huzur, cesaret, sağlık ve ümit düşünceleriyle doldurun.

Asla düşmanlarınızdan öç almaya çalışmayın.

Nankörlük de bekleyin.

Sorunlarınızı saymak yerine şükredin.

Kayıplarınızdan kazanç elde etmeye çalışın.

Başkalarını mutlu edin.

Eleştiriler Hakkında Endişelenmeyin

Haksız eleştirinin genelde gizli bir övgü (iltifat) olduğunu anımsayın.

Yapabileceğinizin en iyisini yapın.

Kendi hatalarınızı analiz edin ve kendinizi eleştirin.

Bitkinliği ve Endişeyi Önleyin, Enerjinizi ve Canlılığınızı Artırın

Yorulmadan dinlenin.

İşinizde gevşemeyi öğrenin.

Evde rahatlayarak sağlığınızı ve görünümünüzü koruyun.

Aşağıdaki öneriyi uygulayın:

Masanızdan şu an elinizdeki işle ilgili olmayan tüm belgeleri kaldırın.

İşleri önem sırasına göre yapın.

Bir sorunla karşılaşır karşılaşmaz, eğer elinizde karar vermek için gerekli veriler mevcutsa, sorunu hemen orada çözün.

Organize olmayı, işinizi denetlemeyi öğrenin.

İşinize coşku katın. Dale Carnegie

 

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Öğrenmede Verimi Yükseltme Yolları

Günde 7 - 8 saat uyuyunuz.

Kahvaltı yapmayı ihmal etmeyiniz. “Sabahları kıtlıktan çıkmış gibi ye. Öğle yemeğini arkadaşınla paylaş. Akşam yemeğini düşmanına ver” şeklindeki İngiliz atasözünde de vurgulandığı gibi sağlıklı yaşam için dengeli beslenmenin çok önemli olduğunu unutmayınız.

Derslere ön hazırlık yaparak giriniz.

Dersi derste öğrenmeye çalışınız.

Öğretmene soru sormaktan kaçınmayınız.

Öğrendiğiniz konuları aynı gün mutlaka tekrar ediniz.

Televizyonun zamanınızı çalmasına fırsat vermeyiniz.

Bünyenizin dinç olması için sportif çalışmalar (yürüme, koşma) yapınız.

Yatarak, soğukta, sıcakta, kalabalıkta, yetersiz ya da fazla ışıkta yaptığınız çalışmaların verimli olmayacağını biliniz.

Yazarak çalışınız. “Âlem unutur kalem unutmaz” şeklindeki Türk atasözünde de vurgulandığı gibi, yazmanın beynin algılama derecesini artırdığını aklınızdan çıkarmayınız.

20 - 40 dakikalık çalışmalardan sonra 5 - 10 dakika ara veriniz.

Konuları çalıştıktan sonra kendi kendinize sorular sorarak öğrenme durumunuzu belirleyiniz.

Kitaptan çalışırken önemli gördüğünüz kısımları işaretleyiniz ya da satır altlarını çiziniz.

Bünyenizde herhangi bir rahatsızlık varsa mutlaka hekime görününüz.

Günde 2 - 4 saatinizi kendinizi geliştirmeye ayırınız. Yani, hergün bilgi birikiminizi biraz daha artırmak için çalışma yapınız.

Çinlilerin dediği gibi: “Duyduğumu unuturum, gördüğümü hatırlarım, yaptığımı öğrenirim” sözünde vurgulanan öğrenme modelini benimseyiniz. Yani, teorisini öğrendiğiniz bir konunun uygulamasını yapmaya çalışınız.

Ali Özdemir

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

İyi Bir Eğitimcide Bulunması Gereken Temel Özellikler

Ses tonu ne düşük ne de yüksek olmalıdır.

Öğrencilerin tümünün kendisini görebilmesini sağlayacak konumda ders anlatmalıdır.

Giyimine özen göstermelidir.

Günde en az bir gazete, haftada bir dergi ve bir kitap okumalıdır.

İnternette kaynak aramayı bilmelidir.

Beden dilini bilmeli, ders anlatırken bu bilgileri kullanmalı, öğrencilerin ruh durumunu onların davranışlarına bakarak anlayabilmelidir.

Derslerde gülmece (nükte) unsurlarını kullanmalıdır.

Sınavları tehdit unsuru olarak kullanmamalıdır.

Öğrencilere adlarıyla seslenmelidir.

Disiplini “kışla düzeni” biçiminde uygulama-malıdır.

Öğrencilerin yapmasını istemediği şeyleri kendisi yapmamalıdır.

Öğrenciye verilen bilgilerin ne işe yarayacağını sık sık vurgulamalıdır.

Derslerde dinsel, siyasal, töresel, geleneksel yargıları aşağılayıcı konuşmalar yapmamalıdır.

“Ne kadar çok bilirsen bil anlatabildiğin karşındakinin anlayabileceği kadardır” sözünü her zaman anımsamalıdır.

Derslerde öğrencinin düzeyine uygun bir anlatım dili kullanmalıdır.

Anlamı herkes tarafından bilinmeyen yabancı sözcükleri çok kullanmamalıdır.

Öğrencileri soru sormaya yönlendirmelidir.

Dersin yüzde 25 - 50’sini öğrencilerin konuşmalarına (düşüncelerine) ayırmalıdır.

Öğrencileri, kitap, dergi, gazete okumaya, internetten yararlanmaya özendirmelidir.

Sık sık izin ya da rapor alarak görevden kaçıyor imajının oluşmasına yol açmamalıdır.

Özel yaşamındaki sorunlarını okula yansıtmamalıdır.

Derslerde etkileşimli öğretim araçları (bilgisayar, tepegöz, sunum cihazı, TV, VCD çalar, DVD çalar, asetat, deney araçları vb.) kullanmalıdır.

Ali Özdemir

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Türkçe mi Konuşuyoruz? Dilimiz Nereye Gidiyor?

Osman bey sabah saat 7’de Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı. Puffy yorganını kaldırdı. Hugo Boss pijamalarını çıkarıp Adidas terliklerini giydi. WC’ye uğradıktan sonra banyoya gecti. Clear şampuanı ve Protex sabunuyla duşunu aldı. Colgate ile dişlerini fırçaladı. Rowenta saç kurutucuyla saçını kuruttu. Bill’s gömleğini ve Pierre Cardin takımını giydi. Lipton çayını içti. Sony televizyonda medya özetlerini ve flash haberleri izledi. Citizen kol saatine baktı. Geç kalıyorum diye düşünerek aile fertlerine çav deyip Mazda otomobiline bindi. Otobana çıkınca Blaupunkt radyosunu açarak pop müziğe istasyonu ayarladı. Ağzına bir Polo şeker attı.

Şehrin göbeğindeki mega centerindeki ofisine varınca HP bilgisayarını çalıştırdı. Microsoft Excel’e girdi. Ofisboydan Nescafesini istedi. Saat 10’a doğru açlığını yatıştırmak için Grissini yedi. Öğlen Wimpy’s fast food kafeteryaya gitti. Ayak üzeri Coca Cola ve hamburgeri mideye indirdi. Camel sigarasını yakıp Star gazetesini karıştırdı.

Akşam üzeri iş çıkışı Image Bara uğrayıp cips ile içkisini içtikten sonra köşedeki Shopping Center’a uğradı. Eşinin sipariş ettiği Persil Supra deterjan, Ace çamaşır suyu, Palmolive şampuan, Gala tuvalet kâğıdı, Sprite gazoz ve Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı. Bonus kartıyla faturayı ödedi.

Hafta sonu eşi Münevver’le Galeri’aya giden Osman bey showroomları dolaşıp Kinetix ayakkabı, Lee Cooper blue jean satın aldı.

Akşam evde bir gazetenin verdiği TV Guide’a göz atan Osman Bey kanallar arasında zapping yaparak Televole, Paparazzi, First Class, Top Secret gibi programları izledi. Bunlar izlenirken Osman bey Outdoor dergisini karıştırdı. Münevver hanım Vogue dergisindeki soap magazinleri okudu. 16 yaşındaki Mücahit ise Blue Jean dergisindeki pop starların resimlerini kesti.

Saat 22’ye doğru Show adlı bir kanalda Türk dilinin ana konu olduğu bir panel başladı. Uykusu kaçan Osman bey bu yayını izlemeye başladı. Programın ortalarına doğru söz alan Saint Benoit Lisesi çıkışlı Harvard mezunu, Rolex kol saatli bir entelektüel “Dilimiz Türkçe her geçen gün biraz daha dejenere oluyor. Bu realiteyi ele almanın zamanı geçmek üzere. Dogmatik, statükocu yaklaşımlara kapılmadan problemi irdeleyip çözmeliyiz” diye konuştu. Bunun üzerine Osman bey kendi kendine “çok doğru bir analiz” diye söylendi. Ali Özdemir

 

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Yaşamı Çaresizliklerle Dolu Bir İnsanın Öyküsü

7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.

8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.

10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.

17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.

24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.

25 yaşında sürgüne gönderildi.

27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı, kendisinin de üyesi olduğu derneğin çalışmalarıyla kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.

30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.

30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.

37 yaşında böbrek hastalığından Viyana'da iki ay hasta ve yalnız hâlde yattı.

37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu dağıtıldı.

38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı.

38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil giysisi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde yalnızca 80 Lirası vardı.

38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı.

38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.

39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.

42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı oldu.

Şimdi düşünün, sizin başarılı olmanızı engelleyen Atatürk'ün karşısına çıkmamış bir engel var mı?

Sağlığınız mı bozuk? Atatürk'ün de bozuktu!

Paranız mı yok? Atatürk'ün de yoktu!

Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? Atatürk'ün de vardı!

Aileniz çok varsıl değil mi? Atatürk'ün ailesi de çok varlıklı değildi!

Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu? Atatürk'e de vurdular!

Yöneticileriniz hakkınızı mı yiyor? Atatürk'ün de hakkını yemişlerdi!

Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip, size amirlik mi yapıyor? Atatürk'ün de başına gelmişti!

Geçmişte bazı denemelerinizde başarısız mı oldunuz? Atatürk de olmuştu!

Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz? Atatürk'ün de başına gelmişti!

Her şey seninle başlar... Mümin Sekman

 

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Çocuk ve Öğrenme

Eğer bir çocuk kavga ve gürültü içinde yaşarsa, kavgayı öğrenir.

Eğer bir çocuk korku içinde yaşarsa, korkmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk her zaman ona acıyan insanlarla beraber yaşarsa, kendini zavallı hissetmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk kıskançlık içinde yaşarsa, nefret etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk cesaret ve heyecana değer verilen bir çevrede yaşarsa, kendine güvenmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk sevgi içinde yaşarsa, sevmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk kendisini adam yerine koyan bir çevrede yaşarsa, hayatta erişmek için çalışmaya değer bir amacı olmasını öğrenir.

Eğer bir çocuk dürüst hareket eden insanların içinde yaşarsa, adaletin ne olduğunu öğrenir.

Eğer bir çocuk sözlerine güvenilir insanların içinde yaşarsa, gerçeğin ne olduğunu öğrenir.

Eğer bir çocuk, açık kalpli, güler yüzlü ve anlayışlı insanların içinde yaşarsa, dünyanın gerçekten yaşamaya değer güzel bir yer olduğunu öğrenir. Ann Lander

 

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bir Saat

Adam yorgun argın eve döndüğünde 7 yaşındaki oğlunu kapının önünde beklerken bulmuş. Çocuk babasına, “Baba 1 saatte ne kadar para kazanıyorsun” diye sormuş. Zaten yorgun gelen adam, “Bu senin işin değil” diye yanıtlamış. Bunun üzerine çocuk, “Babacığım lütfen bilmek istiyorum” diye yanıt vermiş. Adam, “İllaki bilmek istiyorsan 10 TL” diye yanıt vermiş. Bunun üzerine çocuk, “Peki bana 5 TL borç verir misin?” diye sormuş. Adam iyice sinirlenip, “Benim, senin saçma oyuncaklarına ya da benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi derhal odana git ve kapını kapat” demiş. Çocuk sessizce odasına çıkıp kapısını kapatmış. Adam sinirli sinirli bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder demiş kendi kendine. Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşmiş ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşünmüş. Çocuğunun odasına yönelip kapıyı açmış. Yatağında olan çocuğa, “Uyuyor musun?” diye sormuş. Çocuk, “Hayır” diye yanıtlamış. “Al bakalım istediğin 5 TL’yi, sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim” demiş. Çocuk sevinçle “Teşekkürler babacığım”demiş ve yastığının altından diğer paralarını çıkarmış. Babasının yüzüne bakmış ve yavaşça paralarını saymış. Bunu gören baba iyice sinirlenerek, “Paran olduğu hâlde neden benden para istiyorsun? Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok” demiş. Çocuk, “Ama yeterince yoktu” demiş ve paraları babasına uzatarak, “İşte 10 TL, 1 saatini bana ayırır mısın?” demiş.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Ne Ol Ne Olma!

Paranı ver, gönlünü ver, selam ver, canını ver ama; SIRRINI VERME!

Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama; YERİNDE SAYMA!

Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiçbir zaman; BOŞVERME!

Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol ama; BÖLÜCÜ OLMA!

Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen ama; KENDİNİ BEĞENME!

Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle ama; KİN BESLEME!

Davet et, hayret et, affet, tövbe et ama; İHANET ETME!

Hedefe koş, yardıma koş ama; ORTAK KOŞMA!

Elini aç, gözünü aç, kapını aç ama; AĞZINI AÇMA!

Okumaktan zarar gelmez, oku ama; LANET OKUMA!

Rakibini geç, sınıfını geç ama; GÜLÜP GEÇME!

Ev al, araba al, abdest al ama; BEDDUA ALMA!

Zulmü devir, nefsi devir ama; ÇAM DEVİRME!

Yaklaş, konuş, tanış ama; UŞAKLAŞMA!

Doğrul, devril ama; EĞRİLME!

Seslen, uslan ama; YASLANMA!

İtil, atıl ama; SATILMA!

 

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

Kişilik

Gazi Üniversitesi öğrencileri Ekonomi dersinin hocasını bekliyor.

Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor. İçeriye kızgın bir bakış atıp kürsüye geçiyor.

Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı yazıyor.

"Bakın…" diyor. "Bu, kişiliktir. Yaşamda sahip olabileceğiniz en değerli şey…"

Sonra (1)'in yanına bir (0) koyuyor:

"Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)'i (10) yapar."

Bir (0) daha…

"Bu, deneyimdir. (10) iken (100) olursunuz."

Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor:

Yetenek… disiplin… sevgi…

Eklenen her yeni (0)'ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca…

Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1)'i siliyor. Geriye bir sürü sıfır kalıyor. Ve hoca yorumu patlatıyor:

"Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir!"

Sınıf, mesajı alıp sessizliğe gömülüyor.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Yaban Kazları Neden V Şeklinde Uçar?

 

Araştırmacılar kazların neden bu şekilde uçtuklarını araştırmışlar ve şu verilere ulaşmışlar:

"V" şeklinde uçulduğunda, uçan her kuş kanat çırptığında, arkasındaki kuş için onu kaldıran bir hava akımı sağlıyormuş. Böylece "V" seklinde bir yapıda uçan kaz grubu birbirlerinin kanat çırpışları sonucu ortaya çıkan hava akımını kullanarak uçuş menzillerini yüzde 70 oranında uzatıyorlarmış. Yani tek başına gidebilecekleri en uzun yolu grup hâlinde neredeyse ikiye katlıyorlarmış.

Kıssadan hisse: Belli bir hedefi olan ve buna ulaşmak için bir araya gelen insanlar, birbirlerinde hız ve haz alarak hedeflerine daha kolay ve çabuk erişirler.

Bir kaz, "V" grubundan ayrıldığı anda uçmakta güçlük çekiyor. Çünkü diğer kuşların oluşturduğu hava akımının dışında kalmış oluyor. Bunun sonucunda, genellikle gruba geri dönüyor ve yoluna grupla devam ediyor.

Kıssadan hisse: Eğer kafamız bir kaz kadar çalışıyorsa; bizimle aynı yöne gidenlerle bilgi alışverişini ve işbirliğini sürekli kılarız.

"V" grubunun başında giden kaz hiç bir hava akımından yararlanamıyor. Bu yüzden diğerlerine oranla daha çabuk yoruluyor. Bu durumda yorulunca en arkaya geçiyor ve bu kez hemen arkasındaki kaz lider konumuna geçiyor. Bu değişim sürekli yapılıyor. Böylece her kaz grubun her noktasında yer almış ve aynı oranda yorulmuş oluyor.

Kıssadan hisse: Yaptığınız her işi, yeri ve zamanı geldiğinde başkasına bırakmak gerekiyor.

Uçuş hızı yavaşladığında gerideki kuşlar, daha hızlı gitmek üzere öndekileri bağırarak uyarıyorlar.

Kıssadan hisse: Ilerlemek ve yol almak için bazen başkalarının uyarılarına gereksinim duyarız. Bundan alınmamalıyız. Tam aksine, böyle uyarıları sevinç ve takdirle karşılamalıyız.

Gruptaki bir kuş hastalanırsa ya da bir avcı tarafından vurulup uçamayacak duruma gelirse, düşen kuşa yardım etmek üzere gruptan iki kaz ayrılıyor ve korumak üzere hasta/yaralı kazın yanına gidiyor. Yeniden uçabilene ya da ölümüne değin onunla birlikte yaralı kuşu asla terk etmiyorlar. Daha sonra kendilerine başka bir kaz grubu buluyorlar. Hiçbir kaz grubu, kendilerine bu şekilde katılmak isteyen kazları reddetmiyor.

Kıssadan hisse: Adam olmak yalnızca insanlara özgü değil....

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

Acele Karar Vermeyin

Köyün birinde yaşlı ve yoksul bir adam yaşarmış. Bu adamı kral bile kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki... Kral at için ihtiyara yüklü bir para önermiş ama adam satmaya yanaşmamış... “Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?” dermiş hep.

Bir sabah kalkmışlar ki at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış. “Seni ihtiyar bunak! Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, yaşamının sonuna dek beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler. İhtiyar “Karar vermek için acele etmeyin, yalnızca at kayıp deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.” Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler...

Aradan 10-15 gün geçmeden at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de vadideki on vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. “Amca sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil âdeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.” “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Yalnızca atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci sözcüğünü okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?” Köylüler bu kez açıktan ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu adam sahiden gerzek” diye geçirmişler.

Bir hafta geçmeden, vahşi atları eğitmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara... “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha yoksul, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye yanıt vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru? Yaşam böyle küçük parçalar hâlinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”

Birkaç hafta sonra düşman kuvvetleri kat kat büyük bir orduyla saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına olanak yokmuş. Giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle olarak satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler gene ihtiyara gelip, “Gene haklı olduğun kanıtlandı”’ demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.” “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Hikâyeyi anlatan çinli bilge Lao Tzu öyküsünü şu nasihatle tamamlamış: “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Yaşamın küçük bir parçasına bakıp tümü hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması hâlidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısıyla gelişmeyi durdurur. Buna karşın akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme hâlinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Sigaranın Zararları

Sigara dumanında nikotin, katran ve zehirli gazlar bulunmaktadır. Katran maddesinin içerisinde yaklaşık olarak 4000 kimyasal bileşik bulunur. Bu kimyasal bileşiklerin birçoğu da toksik yani zehirlidir. Bugün için bu kimyasal bileşiklerden 43 tanesinin kansere yol açtığı bilinmektedir.

Sigaranın dumanında bulunan zehirli gazlarsa nitrojen oksit ve eksoz gazı olarak da bilinen karbon monoksit gazıdır. Özellikle karbon monoksit gazı kanın oksijen taşıma gücünü azaltır.

Nikotin bağımlılık yapar. Nikotin aslında bir zehirdir. Nikotin yüksek dozda alındığında öldürür. Kan basıncını yani tansiyonu ve kalp hızını (nabzı) artırır. Sigara karbon monoksitle birlikte kalp ve beyin damarlarının hastalanmasına yol açar.

Sigara içenlerin yaklaşık yüzde 25’i sigara nedeniyle yaşamlarının erken bir döneminde ölmektedirler. Yapılan araştırmalara göre 1950 - 1975 yılları arasında 10 milyon kişi, 1975 - 2000 yılları arasındaysa 50 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmüştür.

Sigaranın neden olduğu en önemli hastalık grubu kanserlerdir. Sigara, akciğer kanseri başta olmak üzere soluk borusu, gırtlak, ağız, dil, dudak, yemek borusu, mide, pankreas, mesane, böbrek ve kadınlarda rahim ağzı kanserlerine neden olmaktadır. Tüm kanser ölümlerinin yüzde 30’unun, akciğer kanserinden ölümlerin yüzde 90’ının nedeni sigaradır. Günde 20 sigara içen birinde akciğer kanserine yakalanma riski hiç içmeyen birine oranla 20 kat fazladır.

Solunum sistemi hastalıklarından kronik bronşit ve amfizemin en önemli nedeni sigaradır. Kronik bronşitten ölüm oranı hiç sigara içmeyenlerde 100.000 'de 3’ken, günde 20’den çok sigara içenlerde 100.000'de 114'e çıkmaktadır. Sigara akciğerin doğal savunma sistemini de bozduğu için her türlü enfeksiyon (zatürree, bronşit vb.) riskini artırmaktadır.

Sigara içilince bulunulan ortama kötü bir koku yayılır. Sigara içtiğiniz için cildiniz bozulacağından ciltte karalık ve yaşlı gösterme belirtileri başlar. Dişlerinizin kirli ve pis görünümlü olmasıyla birlikte, diş eti hastalıkları baş gösterecektir. Ağız ve yutakta tat almada eksiklik başlar ve kanser riski artar. Gırtlak ve nefes borusunda iltihaplanma, ses tellerinin zarar görmesinden başka kansere yakalanma olasılığı da artar.

Kalbinizin ve damarlarınızın görmüş olduğu zarardan dolayı kalp krizi, damar tıkanıklığı, tansiyon yükselmesi gibi sorunlar belirtilerini göstermeye başlar. Beyinde felç, ileri yaşta bunama (alzheimer) görülür. Sigara her nefeste 50.000 hücrenin ölümüne neden olur. Gözlerde katarakt ve ileri yaşta körlükler oluşur. Burunda koku alma duyusu azalır. Akciğerlerde kansere yakalanma, bronşit ve amfizem gibi rahatsızlıklara yakalanmanıza neden olur. Mide ve yemek borusunda karama, ülser ve kanser oluşumunu artırır. Pankreas kanseri riski artar. Rahim ve yumurtalıkta kısırlık, çocuk düşürme, sakat ve eksik doğum, erken menopoz, rahim kanseri gibi tehlikeler oluşur.

Testisler ve cinsel organlarda iktidarsızlık, ereksiyonda (sertleşmede) azalma, döllenme yetersizliği, kalıtımsal bozukluklar oluşur. İdrar kesesinde mesane kanseri ortaya çıkar. Ellerde, parmaklarda sararma, tırnaklarda, zayıflama görülür. Kemik ve iskeletlerde kemik erimesi oluşur. Kol ve bacak damarlarında çeşitli hastalıkların oluşmasına yol açar. Kılcal damarlar, el ve ayaklardan başlayarak, kol ve bacaklara kadar tıkanıp bu organların kesilmesine (burger hastalığı) kadar varan hastalıklar oluşur. Bedende yorgunluk, uykusuzluk, ruhsal gerilim, stres, performans düşüklüğü, reflekslerde azalma oluşur. Sigara içen babaların, çocuklarında kansere yakalanma olasılığı artar. Hamileliğinde sigara içen kadınların bebekleri yüzde 10-15 eksik kilolu doğdukları gibi zekâ eksiklikleri de görülür.

Son Sigaranızdan…

20 Dakika Sonra

Kan basıncınız düzelir.

Kalp atışlarınız normale döner.

El ve ayak sıcaklığınız normale döner.

8 Saat Sonra

Kanınızdaki nikotin ve karbonmonoksit düzeyi yarıya düşer.

Kanınızdaki oksijen düzeyi normale döner.

24 Saat Sonra

Karbonmonoksit bedeninizden tamamen atılır.

Akciğerleriniz sigaranın neden olduğu mukusu temizlemeye başlar.

Kalp krizi riskiniz azalmaya başlar.

48 Saat Sonra

Bedeninizdeki nikotin tamamen temizlenir.

Koku ve tat duyularınızda artış kaydedilir.

72 Saat Sonra

Nefes almanız kolaylaşır.

Enerji düzeyiniz yükselir.

2-12 Hafta Sonra

Kan dolaşımınız daha sağlıklı gerçekleşmeye başlar.

Akciğerin işlevi yüzde 30 oranında artar.

Yürüme ve koşmanız kolaylaşır.

3-9 Ay Sonra

Öksürük ve göğüsteki hırıltılarınız azalır.

Nefes alma sorunlarınız iyileşir.

Akciğerlerinizin enfeksiyona karşı direnci artar.

1 Yıl Sonra

Kalp hastalığı riski, sigara içmeyi sürdüren birinin taşıdığı riskin yaklaşık yarısına iner.

5 Yıl Sonra

Ağız ve gırtlak kanserinden ölme olasılığınız azalır.

10 Yıl Sonra

Akciğer kanserine yakalanma riskiniz, sigara içmeyi sürdüren birinin taşıdığı riskin yarısına iner.

Kalp hastalığı riskiniz hiç sigara içmemiş birinin taşıdığı riskle aynı düzeye iner.

15 Yıl Sonra

Felç geçirme ve kalp krizi riskiniz hiç sigara içmemiş birinin taşıdığı riskle aynı düzeye iner.

Alkolün Zararları

Beyin ve sinir hücrelerinin zarlarını zehirler ya da uyuşturarak kullanılmaz duruma getirir.

Aşırı alkol geçici bellek kaybına neden olur.

Alkol göze giden görme sinirlerine de etki eder. Sulanma ve görme bozukluklarına neden olur. Sonuçta ameliyat kaçınılmaz olur. Körlüğe neden olabilir.

Midenin iç yüzeyini kaplayan tabakayı tahriş eder ve buna bağlı olarak gastrite yol açar. Mide zarında yırtıklar oluşur. Mide ve yemek borusunda iç kanamalar oluşur. Kusma gözlemlenir.

Kalp kasına zarar verir ve buna bağlı olarak kalp hastalıklarına yol açar. Kalp atışlarında düzensizlik oluşur. Kalp yetmezliğine neden olabilir.

Erkeklerde sertleşme olmamasına neden olabilir. Kadınlardaysa âdet bozukluğuna neden olabilir. Anne karnındaki bebeğin gelişimini olumsuz etkiler.

Damar kireçlenmesine yol açar.

Terleme ve kanın akışını hızlandırır. Kanı sulandırır. Yaralanmalarda, yaralı bölgenin geç iyileşmesine neden olur.

Tepki refleksleri azalır. Beynin düşünme ve karar verme düzeni zayıflar.

Yemek borusu, gırtlak, mide ve pankreas kanserlerine neden olur. Kanser riskini büyük oranda artırır.

Alkol kullanımından sonra baş ağrısı ve ağız kuruluğu sık görülür.

Sonradan utanacağınız, pişman olacağınız ya da pişman olmaya bile vakit bulamamanıza yol açabilecek davranışlarda bulunmanıza yol açabilir.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Sağlıklı Yaşam İçin Öneriler

Her gün bir diş sarımsak yiyin: Sarımsak bedendeki hastalık nedeni olabilecek kimyasalların düzeyin yüzde 48 azaltırken, beynin yaşlanmasını önlüyor, kolesterolü düşürüyor.

Egzersiz yapın: Günde bir-iki kilometre yürüyüş ya da haftada üç kez hafif egzersiz kalp hastalığı riskini düşürüyor. Bedenin dengesini sağlıyor.

Kepekli ürünler kanserden korur: Kepek içeren ekmek, makarna ya da kabuklu pirinç tüketmek kanser olasılığını yüzde 40 azaltıyor.

Sebze-meyveyi eksik etmeyin: Sebze-meyveyi bolca yiyenlerde kalp krizi, kanser ve şeker hastalığı olasılığı düşüyor.

Ayaküstü yemekten vazgeçin: Hamburger, patates kızartması vb. gibi gıdaları yemeden önce kalp hastalıklarının üçte birinin bu yiyecekler yüzünden ortaya çıktığını anımsayın ve fast food'dan vazgeçin.

Çalışmak bel ağrısına iyi gelir: Araştırmalar bel ağrısı çekenlerin yatmak yerine normal yaşamlarına devam ettiğinde daha çabuk iyileştiğini gösteriyor. Aşırı zorlamamak koşuluyla hareket etmek yatmaktan daha iyi geliyor.

Sofrada balık olsun: Düzenli olarak balık yemek kalp krizi riskini azaltıyor. Ayrıca balıkta bulunan yağlar bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Tuzu azaltın: “Aşırı tuz kullanımı felce ve kalp hastalıklarına davetiye çıkarır” diyen uzmanlar günde 5 gramdan çok tuz tüketilmesini sakıncalı buluyor.

Üzüm çekirdeği kanserden korur: Üzüm çekirdeği bilinen en doğal antitoksindir.

Kahvenin yararları: Araştırmalar günde iki fincan kahvenin kolon kanser riskini yüzde 25, safra kesesinde taş riskini yüze 45 azalttığını gösteriyor. Ancak kahvenin çok içilmesi yüksek tansiyona neden olabiliyor.

Çay: Uzmanlar, bol çay içenlerin kalp krizinden ölme riskinin yarı yarıya azaldığını belirtiyor.

Tok diyetler yararsız: “Haftada üç-beş kilo” vermeyi vaat eden diyetlerden uzak durun. Kilo vermek istiyorsanız bunu hafta hafta değil uzun sürede yapmaya çalışın.

Aşırı kiloya dikkat: Kilolu insanların aldıkları her yeni kilo ömürlerini 20 hafta kısaltıyor. Aşırı kiloları vermek kalp, kanser, eklem iltihabı hastalıklarından koruyor.

Selenyuma gereksiniminiz var: Kansere karşı doğal bir koruyucu olan selenyum fındık, fıstık, balık, tahıl gibi ürünlerde çokça bulunuyor. Her gün selenyum alanlarda kanser riski yüzde 37 azalıyor.

Kolesterolü düşürün: Egzersiz yapmak ve yağı, tuzu azaltmak kolesterolü düşürüyor. Bu da kalp krizi ve felçten korunmanızı sağlıyor.

Mucize ilaç aspirin: Ağrı kesici olarak aldığımız aspirin bizi kalp hastalığı, felç ve kanserden koruyor.

Hormunlu gıdalar: Hormonlu yiyeceklerden uzak durmak ve dengeli beslenmek 10 yıl daha genç görünmenizi sağlar.

Rahatlamayı öğrenin: Sosyalleşerek, hobi edinerek rahatlamak ruh sağlığına iyi geliyor. Ayrıca haftada üç kez rahatlatıcı egzersiz yapmak stres ve depresyonu önlüyor.

Sigaraya içmeyin: Sigarayı bırakmak artık daha kolay. Nikotin bantları, akupunktur vb. gibi yöntemleri deneyebilirsiniz. Eğer tamamen bırakamıyorsanız azaltmak da sizin için yararlı olacaktır.

Ağız kokusunun çaresi var: Uzmanlar ağız kokusuna yol açan hastalıkları önlemek için günde iki kez fırçalama, gargara kullanmanın yanı sıra havuç gibi lifli yiyecekler yemeyi ve çok kahve içmemeyi öneriyor.

Sağlık için müzikle ilgilenin: Doktorlar müzikle ilgilenmenin ruh ve beden sağlığına iyi geldiğini belirtiyor. Şarkı söylemek rahatlatıyor. Nefes egzersizi yerine geçiyor. Bunalıma iyi geliyor. Hatta ömrü uzatıyor.

Uykusuz kalmayın: Uyku bağışıklık sisteminin iyi çalışmasında etkili oluyor. Yetersiz uyku yoğunlaşma eksikliğine yol açıyor. Yetişkin bir insanın günde en az 7-8 saat uyuması gerekiyor. Az uyuyarak daha başarılı olunur türündeki önerilerin herkes için geçerli olmadığını unutmayın.

Cildinizi nemlendirin: Cildiniz için yazın, güneşten koruyucu kremleri, kışın da çatlama ve kırışıklardan korumak için nemlendiriciyi ihmal etmeyin.

Meyvalar dişlere iyi gelir: Böğürtlen bakterilerin dişe yapışmalarını engelleyerek diş eti hastalığı riskini azaltırken, elma, portakal, havuç, ıspanak gibi posalı yiyecekler de dişleri güçlendiriyor.

Eş seçerken dikkat: Uzmanlar kronik rahatsızlıkların kadın-erkek ilişkilerinde iki tarafı da etkilediğine dikkat çekiyor ve kronik hasta bir kişinin eşinin de hasta olması riskinin altı kat artığını söylüyor.

Bol su içmeyi unutmayın: Günde en az 1.5 litre su içen yetişkinler her bakımdan daha sağlıklı oluyor.

Dostların sağlığa yararı: Hekimler, dostlarla ilişkilerin belleği geliştirdiğine dikkat çekiyor.

En sağlıklı meslek grubu: Postacılar, haritacılar, bahçıvanlar, pazarlamacılar en sağlıklı meslek grubunu oluşturuyor. Bu gruptakiler meslekle ilgili hastalıklara çok az yakalanıyor.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Neler Öğrendim?

Kendimi neşelendirmek istediğim zaman en iyi yolun başka birini neşelendirmek olduğunu öğrendim.

Bir bebeğin evlilik sorunlarını çözemeyeceğini öğrendim.

Bir tartışmayı tatlıya bağlamadan yatağa gidilmemesini öğrendim.

İşyerinde romantik ilişkiler aranmaması gerektiğini öğrendim.

İnsanın kendisinden daha sorunlu birisiyle evlenmemesi gerektiğini öğrendim.

Çalıştırdığınız insanlara iyi davrandığınız zaman onların da müşteriye iyi davrandıklarını öğrendim.

Bir toplantıda zekâmı ya da sohbetimi göstermek konusunda tercih yapmak gerektiğinde sohbeti seçmenin daha iyi olacağını öğrendim.

İnsanlara iyi davranmanın hiçbir maliyetinin olmadığını öğrendim.

Gerçekten yaşamaya başlamak için emeklilik beklenirse çok uzun bir süre beklenilmiş olacağını öğrendim.

İyi kalpli olmanın mükemmel olmaktan daha önemli olduğunu öğrendim.

Bir koyuna ve bir çocuğa istedikleri her şeyi verirseniz sonuçta iyi bir koyununuzun ve kötü bir çocuğunuzun olacağını öğrendim.

Kiminle evlenileceği kararının yaşamda verilen en önemli karar olduğunu öğrendim. J. Brown

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Çocukların Eğitimi Üzerine

Amerika'da bir ilkokulda çocuklara kâğıtlara sarılı küçük şekerler veriliyor... Çocukların kimi kâğıtları çöpe, kimi yere atıyor.

A şubesinin öğretmeni çocuklara ertesi gün:

- Birçoğunuz kâğıtları çöpe atmışsınız aferin, diye teşekkür ediyor.

Okul müdürüyle bir başka öğretmen de sınıfın temizliğini takdir ediyor.

B şubesinin öğretmeni çocuklara:

- Şeker kâğıtlarının yerlere atılmış olduğunu görüyorum. Bir daha görmeyeyim diye çıkışıyor...

C şubesinin öğretmeniyse çocuklara hiçbir şey söylemiyor...

Çocuklara sekiz hafta boyunca şeker veriliyor...

Sekiz hafta sonunda gözlenen manzara şu:

A şubesinden hiç kimse çöpleri yere atmıyor. B şubesinde öğretmen yakındaysa kâğıtlar çöpe atılıyor. Öğretmen görünürde yoksa çöpler yere atılıyor. C şubesindeki öğrencilerin davranışındaysa hiç bir değişklik gözlenmiyor...

Varılan sonuç şu: İnsanlar sınırlarını kendilerinden beklenen yönde, en üst düzeyde zorlarlar. Ancak beklenti insanın becerisi ve yeteneğinin üzerindeyse bu kez teşvik aksi sonuç verir. Hedefi imkânsız olarak algılayan bireyin güdülenmesi tamamen yok olur. Başarısızlık kaçınılmaz hâle gelir...

O nedenle yüreklendirmenin, çocuk ve gençlerin mevcut yetenekleri doğrultusunda yapılması ve beklentinin onların güçlerinin sınırlarını aşmaması zorunludur.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Savaş Nasıl Kaybedilir? Sarı Öküz Olayı

Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış. Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış: “Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı Öküz’de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor. Aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım.”

Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz’ü aslanlara vermişler. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış. Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk’u istemişler: “Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim.” Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk’u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş.

Bu olay her seferinde farklı bahanelerle yinelenmiş. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, “Verin bize şunu, yoksa karışmayız” demeye başlamışlar. Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, “Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük” diye sormuş.

Boz Öküz, Benekli Öküz’ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli “Biz” demiş, “Sarı Öküz’ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı...”

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Kazanan - Kaybeden

Kazanan her zaman çözümün bir parçasıdır.

Kaybeden her zaman problemin bir parçasıdır.

Kazananın her zaman bir programı vardır.

Kaybedenin her zaman bir özrü vardır.

Kazanan "Bu işi senin için yaparım" der.

Kaybeden "Benim işim değil ki" der.

Kazanan her sorunda bir çözüm görür.

Kaybeden her çözümde bir sorun görür.

Kazanan “Uzak ama yolu biliyorum” der.

Kaybeden “Yakın ama yolu bilmiyorum” der.

Kazanan çakılların yanındaki çimeni görür.

Kaybeden çimenin yanındaki çakılları görür.

Kazanan “Zor olabilir ama mümkün” der.

Kaybeden “Mümkün ama çok zor” der.

Kazanan konuşmak yerine yapar.

Kaybeden yapmak yerine konuşur.

Kazanan ağlamak yerine çalışır.

Kaybeden çalışmak yerine ağlar.

Kazanan beynini çalıştırır.

Kaybeden çenesini.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Uzman

Bir fabrikadaki üretim hattında yer alan makinelerden biri arızalanınca işyerindeki tüm üretim durmuş. Mevcut ustalar makineyi çalıştırmak için çok uğraştılar, ancak ne yaptılarsa boşuna. Onarımı yapamadılar.

Sonunda dışarıdan usta çağırdılar. Usta gelip makineyi inceledi. Durumuna baktı. Sonra çantasından bir çekiç çıkardı. Elinde çekiçle makineye yaklaştı. Makinenin belli bir noktasına çekiçle dikkatlice sert bir vuruş yaptı. Makine hemen çalışmaya başladı ve hiçbir arıza olmamış gibi devam etti. Üretim yeniden başladı.

Uzman fabrikadan ayrıldıktan iki gün sonra faturasını gönderdi: “Hizmet bedeli karşılığı 1.000 TL.”

Fabrika müdürü faturaya çok kızdı. Tepesi attı. Bir çekiç darbesi için 1.000 TL’yi çok buldu. Uzmandan ayrıntılı fatura göndermesini istedi. Uzmandan bir gün sonra aşağıdaki ayrıntılı fatura geldi:

“Makineye çekiçle vurma bedeli............... 1 TL.

Nereye vuracağını bilme bedeli.................. 999 TL.

Toplam....................................................... 1.000 TL.”

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Cırcır Böceği

Bir gün New York'ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarıya çıkarlar. Gruptan biri Kızılderili kökenlidir. Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yolda çalışma yapan işçilerin araçlarının çıkardığı gürültü ve araçların korna sesleri arasında ilerlerken Kızılderili kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyler ve aranmaya başlar. Arkadaşları bu gürültü arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam ederler. Aralarından bir tanesi inanmasa da onunla birlikte böceği aramaya başlar.

Kızılderili caddenin karşısına doğru yürür. Arkadaşı da arkasından takip eder ve o binaların arasında bir kaç tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar. Arkadaşı Kızılderiliye “Senin insanüstü güçlerin var! Bu sesi nasıl duydun?” diye sorar. Kızılderili ise bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek arkadaşına kendisini izlemesini söyler. Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlayarak atar. Bir çok insan bozuk para sesinin ceplerinden düşen bir para mı diye sesin geldiği yöne doğru bakar. Kızılderili arkadaşına dönerek; “Gördün mü? Önemli olan nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğine bağlıdır. Herşeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin” der.

 

son

Web sitesi www.aliozdemir.net ve Mine G. Akad tarafından yapılmıştır.